Create a free blog, web site, photo album, guestbook, earn money, share things with your friends!
Login | Sign Up 

BOŞ-muş meğer, TÜP-ümüz!


YENİ PARTİ PINARHİSAR'DA KURULUYOR

Erdoğan cezaevindeyken, yeni parti kurma hazırlıkları da başladı. Cezaevinde bir yandan yurdun dört bir yanından kendisine gelen destek mektuplarını tek tek cevaplayan Erdoğan, bir yandan da Türkiye'nin yakın siyasi tarihini incelemeye başladı. Ancak o günleri anlatan Erdoğan'ın dikkat çektiği en önemli noktalardan biri gelecekte kurulacak partinin ön hazırlıklarının da artık başladığıydı...

"Tabi bizim gelecekle ilgili yapacağımız bir fikri altyapı çalışmasına yönelik bazı çalışmalar yaptım. Bu çalışmaların içerisinde tüzüktü, programdı, ve değişik siyasi partilerin tüzüklerini yurt içinde yurt dışında bunları inceleme fırsatı buldum.

Model aldığınız bir şey oldu mu?

Bunlardan tabi kısmen istifade ettik. hepsini model almaya da gerek yok. Biz kendi modelimizi kendimiz üretebiliyorsak zaten bir neticeye varır. Örneğin bir muhafazakar demokrat anlayış yapısı filan bunlar hep buradan gelen şeyler. Ve bu konudaki fikri alt yapı çalışmasının yanında da tabi 'çıktıktan sonra nasıl bir adım atmamız lazım?' sorusuna da cevap aradım."

Parti kurma çalışmaları Erdoğan cezaevinden çıktıktan sonra daha da hız kazandı. Yılların 'Milli Görüş'üne artık "yenilikçiler" damgasını vurmaya başladı. Kamuoyu onları ilk kez 14 Mayıs 2000'deki kongrede tanıdı. Yenilikçi kanat, Erbakan'a rağmen Recai Kutan'ın karşısına, kendi adayı Abdullah Gül'ü çıkarttı. Fazilet Partisi'nin 'ak saçlılar' grubunda sıkıntı yaratan bu girişim sonunda, Gül kongreyi, 633'e karşı 521 oyla kaybetti. Ancak kongre kaybedilse de bu sayede 'yenilikçi kanat' gücünü kanıtladı. Gül'ün adaylığı, parti içindeki ilk örgütlü muhalefetti.

1996'daki bu kongre sonrasında artık Fazilet Partisi genel merkezinin karşısında, teşkilatın yarısının desteğini arkasına almış bir Abdullah Gül vardı. Bu nedenle yenilikçilere artık "azınlık" ya da "bölücü" suçlaması getirmek de kolay olmayacaktı. Üstelik Gül, Bülent Arınç, Abdüllatif Şener gibi parti içinde etkisi olan isimlerle birlikte hareket ediyordu.

Erdoğan önderliğindeki yenilikçiler, artık "değiştik" mesajları verirken bir yandan da Fazilet Partisi, Refah Partisi'nin devamı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından, 15 Aralık 2000 tarihinde kapatıldı. Partinin kapatılması, tarihi kopuşu da su yüzüne çıkardı. Yenilikçi kanat artık 'Milli Görüş' ve Erbakan çizgisinden ayrılıyordu. Hızla yeni bir parti kurulması için çalışmalar başladı. Bu arada Erdoğan ile benzer bir hüküm giyen Hasan Celal Güzel'in siyasi yasağı kaldırılmış, bu gelişme Erdoğan'ın siyasette önünün açılacağı yorumlarına neden olmuştu. Erdoğan cephesinden bakıldığında, Erdoğan'ın siyaset yapmasının önünde bir engel kalmamıştı.

Bu gelişmelerin ardından birbiri ardına toplantılar başladı. Kurulacak partinin kurmayları kah Abant'ta kah Anadolu'nun bir başka köşesinde kuruluş çalışmalarına hız verdi. Bu süreçte "yenilikçiler" adına bir de "erdemliler hareketi" eklendi. Yeni kurulacak partinin yalnız 'Milli Görüş' tabanını değil, tüm Türkiye'yi kucaklaması hedefleniyordu... Yıllar boyu içinde yer aldıkları 'Milli Görüş', onlar için yenilikçiler için sıradan bir markaya dönüştü.

"Bir defa 'Milli Görüş'çü olmak bana göre o zamanlar bu işin lideri durumunda olan Sayın Erbakan ve kurmayları bunun markasını böyle koymuş. Bir nevi bunun markası adı içeriği itibariyle bizler meydanlarda konuştuklarımızla bunu anlatmaya başladık. Yani bu bir 'nas' değil. Bugün nasıl ki sosyal demokratların kendilerine ait ileri sürdükleri tezlerin bir markası varsa 'sosyal demokrasi' gibi, öbür tarafta liberalizm gibi herhalde 'Milli Görüşü' de böyle bir yere oturtmanın gayreti içerisindeydiler. Buydu olay."

Yeni oluşum, uzun süren çalışmasına 14 Ağustos 2001'de nokta koydu.

"Bu çalışmanın içerisinde Abdullah (Gül) bey, Abdüllatif Şener, Abdülkadir Aksu, Cemil Çiçek, Melih Gökçek, İsmail Kahraman, Altan Karapaşaoğlu, Bülent Arınç bir de Abdullah Çalışkan bey vardı. Böyle bir çalışma grubuyla bunu yürüttük. Tüzük çalışmasıyla ilgili de Hayati Yazıcı, Sadık Yakut, Mehmet Ali Şahin bey çalışma yaptılar. Daha sonra da Afyon'daki toplantıyla, 81 vilayete taşıdık. Bu hazırlıklar uzun bir sürecin neticesiydi ve bu yaptığımız hazırlıkları orada sunduk ve tartışmaya açtık... Tartışmaların hepsi kayıtlara alındı, çözümden sonra tekrar kurulan bir 10 kişilik heyetle ve 3 üç kişilik tüzük heyetiyle birlikte Bilkent'te arkadaşlarımız bir çalışmaya girdiler ve olayı nihai bir neticeye vardırdılar. o da zaten partimizin 14 Ağustos 2001'deki programı ve tüzüğü oldu".

Partinin adı "Adalet ve Kalkınma Partisi"ydi. Recep Tayyip Erdoğan, 16 Ağustos 2001'de yaptığı ilk kurucular kurulu toplantısında genel başkanlığa adaylığını koydu ve tek aday olarak 121 üyenin tümünün oyunu aldı. Genel Başkanlık koltuğunda artık Recep Tayyip Erdoğan vardı ve yenilikçiler "Milli Görüş" markasına ihtiyaç duymuyordu.

'MİLLİ GÖRÜŞ' MARKASININ YERİNİ MUHAFAZAKAR DEMOKRAT ALDI

"Şu anda bizim bu noktada AK Parti olarak böyle bir markaya ihtiyacımız yok. Biz şu anda farklı bir markanın peşindeyiz bunu oluşturmanın gayreti içindeyiz. Bu da nedir "muhafazakar demokrasi" diyoruz. Kimlik olarak bizim markamız bu, bizim kimliğimiz bu. Biz de bu kimlik içerisinde bu kimlik altında geleceğe yönelik yürüyeceğiz ve bu çalışmanın neticesinde biz de bir marka oluşturacağız siyasette. Ha 'bunun adı ne olur?' bunu zaman gösterecek ama şu anda bir muhafazakar demokrat kimlikle yürüyoruz."

Adalet ve Kalkınma Partisi, model olarak da artık Erbakan'ı değil Turgut Özal ve Adnan Menderes'i alıyor; miting meydanlarında 1946 ruhu aranıyordu.... Erdoğan miting meydanlarında Menderes'in adını anmadan geçmiyor, onun "Yeter söz milletin" şiarı, AKP'nin miting meydanlarında "yeter karar milletin" sözleriyle yankılanıyordu. Erdoğan, çocukluk yıllarında başlayan Menderes sevgisini açık açık dile getirmeye başlamıştı. Erdoğan, babasının eve getirdiği Hayat Mecmuası'nda gördüğü idam fotoğraflarının etkisinden bugün bile kurtulamıyor.

"O günlerde rahmetli Menderes'in elleri arkasına bağlı, idam gömleğiyle onun o yürüyüş resmi vardır, fotoğrafı vardır. Hayat mecmuası çıkardı o zamanlar, o mecmuadaki resimler, ondan sonra mahkeme sefahati filan; babam onların olduğu sayıyı eve getirmişti. Ben de onları karıştırırken o tabloyu gördüm. Tabi o arada çok anlamlı, duygulu ifadeler de yer alırdı. O zaman ben tabi bunları pek anlamıyordum. Ama idama giden böyle bir insanı babamın duygulu anı, evde annemin duygulu anı yani evde bir duygu var. Bu kadar hizmet eden bir insanın idama götürülüşü olayı var."

Menderes'in idam edilmesine babasıyla birlikte gözyaşı döken Erdoğan, yıllar sonra Genel Başkanı olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi ile 1946 ruhunu yakalamayı hedefliyordu. Recep Tayyip Erdoğan, parti kurulduktan önce de, sonra da Anadolu'yu karış karış gezdi. Hedefte artık Erbakan'ı yaşlı bulan milli görüş tabanının yanı sıra, dönemin iktidar partileri DSP, ANAP ve MHP'den umduğunu bulamayanlar da vardı, yeni yüz arayışındaki umutsuzlar da... O artık seçim meydanlarında "kimsesizlerin kimi" olarak tanıtılıyor, siyasi yasağının önündeki engelleri lehine çevirecek konuşmalar yaparak "mazlum Erdoğan" kimliğini öne çıkarıyordu...

SEÇİM ZAFERİ KONTROLLÜ BİR COŞKUYLA KUTLANDI

Erdoğan, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin Genel Başkanı olarak, seçim meydanlarının birinden, diğerine koştururken, siyasi yasağına ilişkin yargı süreci de işlemeye devam ediyordu. Erdoğan'ın, AKP'nin kurucular kurulu üyeliğinden istifa etmesi gerekiyordu. O gün geldiğinde verdiği istifa dilekçesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu tarafından yeterli bulunmadı. Çünkü Kanadoğlu, kurucular kurulu üyesi olamayan Erdoğan'ın bir partinin genel başkanı da olamayacağı savıyla Anayasa Mahkemesi'ne yeni bir dava açtı. Bu kez yalnız Erdoğan'ın genel başkanlığına tedbir konulması değil AKP'nin kapatılması da gündemdeydi... Erdoğan, 2002 genel seçimlerine bu gerçeklerin ışığında girdi ve Türkiye için tarihi bir gün olan 3 Kasım gelip çattı...

3 Kasım'da seçmen, yıllardır Türkiye'nin kaderini belirleyen siyasi partileri tasfiye etmekle kalmadı, AKP'yi tek başına iktidara CHP'yi de yine tek başına muhalefete taşıdı. Seçmen yalnız iki partiye geçit verdi. Yerli ve yabancı medyanın gözü kulağı Ankara'da AKP Genel Merkezi'ne, İstanbul'da da AKP İl Merkezi'ne odaklanmıştı. Recep Tayyip Erdoğan, seçimin galibi olduğunun anlaşılması üzerine basın mensuplarının karşısına geçtiğinde de nefesler tutuldu. Ancak Erdoğan'ın ağzından, önce Avrupa Birliği ve IMF'ye ilişkin kafalarda oluşan soruları gidermeyi amaçlayan sözler döküldü, ardından kendisine oy vermeyen seçmenin tedirginliğini. Yüzde 34.1'lik seçim zaferini kontrollü bir coşkuyla kutlayan Erdoğan'ın da söylediği gibi, "Türkiye yeni bir döneme giriyor".




Date: 26 December 2006, Tuesday
Comments (1) | Add Comment


Comments (1)

ABDÜLHAKİM ÇELİK

23.06.1999 Pınarhisar Cezaevine Mardin'den gelen ziyaretçiniz vardı, orda geleceğiniz konusunda konuştu, aynı zamanda ziyarete gelmeden bir müddet önce bu ziyaretçi kızı oluyor, ismini siz koyuyorsunuz.Bu kişi Cezaevine girdiğiniz gün telefonları durdurmadı.
(26/10/2008 00:30)

Add a new comment:
Name:
E-Mail:
Your website (if you have):
Your Message:
Security Code:


Latest Entries

AK PARTİLİ SAYIN VEKİLLER HAK'KIM VAR İSE; HEPİNİZE HARAM OLSUN !
AKP KARŞIYAKA İLÇE TEŞKİLATI'NDA GERGİNLİK TIRMANIYOR
GÜNEŞ VE BALÇIK
DEVEYE DEMİŞLER
AKP'ye OY VERMEYECEKLER... MUTLAKA SANDIK BAŞINA!

Latest Comments

ABDÜLHAKİM ÇELİK: 23.06.1999 Pınarhisar Cezaevi...

Search