BOŞ-muş meğer, TÜP-ümüz!
Bu kongre, 14 Ağustos 2001 tarihinde doğduğu ilk günden itibaren ............
AK PARTİ
1. OLAĞAN BÜYÜK KONGRESİ
GENEL BAŞKAN R. TAYYİP ERDOĞANIN KONUŞMASI
12 EKİM 2003
ANKARA
Sayın Başkan
Değerli Delegeler
Sayın Başbakan,
Siyasi partilerin değerli liderleri
Dost ülkelerin değerli misyon şefleri
Uluslararası kurum ve kuruluşların değerli temsilcileri
Değerli misafirler
Dünya ve Türkiye Basınının değerli temsilcileri
Aziz Milletim,
Birinci Olağan Kongremizi açarken Türkiyenin dört bir yanından gelerek heyecanımıza heyecan, coşkumuza coşku katan sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.
Hoş geldiniz!
Bu salonda sadece bir kongre yapmıyoruz, bir düğün, bir şölen, bir kutlama yapıyoruz.
Bayramımıza katılan hepiniz;
Ankaraya Türkiyenin heyecanını ve dinamizmini, aşk ve coşkusunu getirdiniz.
Sağ olun, var olun.
Sizlerin şahsında bütün Türkiyeyi ve bütün vatandaşlarımı aynı sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Büyük Kongremizle birlikte, Başkentimizin milletle buluşması, ülkemize hayırlı olsun.
Milletimize bu sevinci, bu mutluluğu yaşatan Allaha hamdolsun.
Değerli Dostlar
Bu Kongre Ak Partinin kongresidir.
Bu kongre alışageldiğimiz kongrelerden farklı bir kongredir.
İlk kongresini henüz yapmadan iktidarının ilk yılını tamamlamak üzere olan bir siyasi partiye, yalnızca Türkiyede değil, dünya siyasi tarihinde de nadir olarak rastlanabilir.
Bu Türkiyenin kıvancıdır.
Zira Ak Parti, bu ülke insanının aklından ve vicdanından doğmuştur.
Bu aziz millet, Türkiyenin yarınları için rüyalar görenleri, Türkiye için büyük rüyalar görmeyi yegane işleri haline getirmiş olanları iktidara getirerek, yüksek bilincini bir kere daha ortaya koymuştur
Dolayısıyla ilk kez düzenlenen bu kongre, ağırlıklarını üzerinden atmış, atalet ve miskinliği yenmiş, ezeli sevdamız olan Türkiyeyi yeni ufuklara taşımış olan milletimizin kongresidir.
Bu bayram, bu düğün hepinize kutlu olsun!
Buradan yurdumun her köşesini, her bir ferdini bir kez daha sevgiyle selamlıyorum.
Diyarbakırdan Tekirdağa, Mersinden Samsuna, Muğladan Erzuruma, Malatyadan İstanbula bütün Türkiyeye yeniden selam olsun.
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımıza, Türkiyeye sevgi besleyen bütün kardeş, dost ve akrabalarımıza da selam olsun.
Evet, bu kongre Ak Partinin kongresidir.
Bu kongre, yıllar yılı;
Adalet ve kalkınma isteyen,
Aydınlık ve ışık isteyen,
Huzur ve barış isteyen,
Güven ve istikrar isteyen,
Hukuk ve özgürlük isteyen Türkiyenin partisi, Ak Partinin kongresidir.
Bu kongredeki vakar ve dinamizm, milletimizin vakarı ve dinamizmidir.
Bu kongre, en büyük sevdaları Türkiye sevdası olanların gerçek doğum günüdür.
Ama her şeyden önemlisi,bu kongre, sadece sadece bu millet için rüya görenlere, milletimizin büyük bir ikramıdır!
Bizi bu ikramla şereflendiren aziz milletimizin mensubu olmanın şerefi, bu kongre salonunun her zerresine hakimdir...
Bu tarihi günde;
Bu bahtiyarlığı milletimizle birlikte yaşadığımız için ve milletimize bu mütevazı hediyeyi sunduğumuz için son derece mutluyuz.
Bu kongre, 14 Ağustos 2001 tarihinde doğduğu ilk günden itibaren siyasi, ekonomik ve sosyal hayatımızda , demokrasinin ve hukukun adı ve adresi olan bir partinin ilk kongresi olması dolayısıyla büyük önem arz etmektedir.
Bu kongre gerçek siyasetin markası ve güçlü Türkiyenin adresi olan partimizin en güzel sabahlarından biridir.
Bugün, aynı zamanda Türkiyenin derin kökleriyle ve şerefli geleceğiyle buluştuğu bir sevinç günüdür.
Zira, Ak Parti; sadece, ama sadece milletimize yaslanan bir partidir.
Ak Partinin mayasını millet atmıştır.
Ak Partinin hamurunu millet yoğurmuştur.
Ak Partinin kumaşını millet dokumuştur.
Bu yüzden çabalarımızın semeresi, başarılarımızın bereketi ülkemize ve milletimize aittir.
Sevgili AK Partililer...
Değerli arkadaşlar...
Ak Parti, birbiriyle kan uyuşmazlığı olan geçmişteki sentezlerden bir sentez, geçmişte yaşanmış ve çözülmüş koalisyonlardan bir koalisyon değildir.
Ak Parti, milletimizin müştereklerinden oluşmuş maşeri vicdanının sesidir.
Bu ses ortak iyi etrafında oluşmuş yepyeni bir organizmadır.
Bu organizmayı milletimizin eliyle biz oluşturduk.
Milletimizin ortak değerlerinden hareket ettik, siyasi zeminimizi milletimizin kale gibi durduğu yer olarak tanımladık.
Bu yüzden durmadan müşterek akla, birlikte düşünmeye ve ortak vicdana vurgu yaptık.
Böylece, Ak Parti, çatışma alanlarında değil, uzlaşma alanlarında siyaset üreterek gerilim siyasetini tasfiye etmiştir. Bu, milletin siyasete dönüşünün de başlangıç noktasıdır.
Değerli Arkadaşlar
Bugüne kadarki çalışmalarımız, Ak Partiyi kurarken dile getirdiğimiz temel bir iddiamızı daha doğrulamıştır.
Bu iddia, partimizin fikir siyaseti ile siyasi pratikler arasındaki kronik gerilimi ortadan kaldıran bir siyaset üretmeye kararlı olduğudur.
Ak Parti iktidarlarından önce, fikir temelinde siyaset yapmak siyaseti radikalleştirmek ile eş anlamlı hale gelmişti.
Buna karşılık kitle partisi oldukları iddiasında olanlar ise, merkez partisi olmayı fikirsiz ve içeriksiz bir siyaset yapmakla özdeşleştirmişlerdi.
Birinci tavır siyaseti ideolojik önyargılara mahkum ederken, ikinci tavır siyasi partileri rant dağıtım aracı haline getiren siyasi şirkete dönüştürmekteydi.
Ak Parti ise siyasetin doğasını doğru okuyarak, gerçek siyasetin manasını derinden kavrayarak, fikir siyaseti temelinde kurulmuştur.
Kendini muhafazakar demokrat olarak tanımlayan partimiz, muhafazakar düşünce ile siyaset pratikleri arasında güçlü bağlantı noktaları kurarak, Türkiyenin önüne yepyeni bir siyasi perspektif sunmuştur.
Böylece milletimizin değer sistemi ile siyasi aklın işleyişi iç içe geçmiştir.
Ak Partinin Muhafazakar- Demokrat çizgisi, toplumsal merkezi kavrayan bir hat üzerinde şekillenmiştir.
Böylece Ak Parti, bir yandan eskimiş merkez anlayışını tasfiye ederek yepyeni bir siyasi merkezin kurulmasını sağlamış ve aynı zamanda da kendi siyasal varlığını merkezin yeni adresi olarak inşa etmiştir.
Siyasetin dirilmesi, siyasetsizleşmenin sona ermesi, çağdaş toplumların siyasal donanımlarıyla donanmış bir siyasal ortamın ortaya çıkması bu sayede olmuştur.
Etnik, dini ve bölgesel milliyetçilikleri siyasetteki kırmızı çizgileri olarak ilan eden Ak Parti, muhafazakarlık eksenli çağdaş bir kitle partisinin nasıl olacağını da tüm dünyanın önüne bir model olarak koymuştur.
Partimizin misyonu, toplumsal merkezin değer ve taleplerini siyasetin merkezine taşımak ve bu suretle devlet ile toplum arasında oluşan mesafenin doğurduğu problemleri gidermektir.
Bildiğiniz gibi bizden önce, siyasi merkez, dinamik ve güçlü toplumsal taleplerden kopmuş, sterilleşmiş ve hiçbir şey ifade etmeyen içi boş bir kabuğa dönüşmüştü.
Toplumsal merkez ise siyasetten umudunu kesmiş bir biçimde, dinamizmini sakatlayan siyaset karşısında kendi başının çaresine bakmaya çalışıyordu.
Toplumun ekonomik olarak daha üst yerlerde kümelenen kesimleri ile geniş halk yığınları arasında buluşma noktası kalmamış gibiydi.
Ortak bir dil, ortak bir heyecan ve ortak hedefler sanki bu ülkeden sürgüne gönderilmişti.
Yıllardan beri bu konu üzerine çok şey söylendi.
Yıllar boyunca bu aksaklığı giderecek adımlar atılması için siyasi elitler tarafından birçok proje üretildi.
Fakat elitlerin başaramadığını, aziz milletimiz bir Anadolu hareketi oluşturarak başardı.
Milletin taleplerinden doğan Ak Parti;
Toplumun çevresiyle merkezini buluşturdu.
Toplumsal merkez ile siyasi merkezin sökülmüş dikişlerini yeniden dikerek, yepyeni, canlı ve sağlıklı bir merkez inşa etti.
Cumhuriyetçiliğin değerleri ile demokratlığın değerleri arasında yıllar boyunca oluşturulan suni gerilimlere son veren gerçek bir Türkiye zemini Ak Parti sayesinde siyasal alanda yer buldu. Cumhuriyetçilik ve demokratlık arasında bir çelişki değil, esasında bir sinerji olduğu açıkça görüldü.
Ak Parti, Türkiye Cumhuriyet tarihinde, siyasal akıl ile milletin talepleri arasında en sağlam köprüleri kuran en büyük harekettir.
Milletin siyasetten beklediği erdem, ve siyasetin millete sunması gereken vizyon el ele ve kol kola Türkiye Cumhuriyetinin bekası ve toplumumuzun müreffeh geleceği için atağa kalktı. Siyasal akıl adına milletin taleplerini görmezden gelme veya milletin taleplerini istismar ederek siyaseti radikalleştirme devri son buldu.
Bu büyük açılım ve bu büyük özgüven sayesinde Türkiye, kendini kendisi yapan değerlerle, evrensel değerler arasında kutuplaşma üretmekten, sahte gerilimlere yuvarlanmaktan süratle uzaklaştı.
Artık Türkiye, yerli değerleri ile evrensel değerler arasındaki uyumu en verimli noktalarda yakalıyor, böylece, esasında milletimizi millet yapan değerleri önümüzde büyük bir okyanus gibi akan yüzyıla en doğru şekilde taşımanın kapısını açıyoruz.
AK Parti, kısa siyasi ömrüne çok önemli başarılar sığdırmıştır. Türkiyeyi parlak yarınlarına taşıyacak bir siyasi hareketin, bir siyasi iradenin merkezi olmuştur.
Türkiye siyasetinde yepyeni bir sayfa açan bu millet kararı, Ak Partinin kimliğinde, Türkiyenin önünü açacak olan yenileşme perspektifine, değişim hedefine, istikrara ve güvene, insanının sesine sağırlaşmayacaktır. O sese sadakatle bağlı kalacak bir siyaset anlayışına tek başına iktidar yolunu açmıştır.
Bu hepimizin rüyasıydı, bu rüya gerçek oldu ve artık yarınlara doğru bir küheylan gibi koşuyor.
Değerli arkadaşlar...
Şunu herkes bilsin ki bizim siyasetimiz, genlerinde Önce Millet anlayışının tezahürlerini taşıyan bir düşüncenin siyasetidir.
Temel önceliğini millet olarak belirleyen bir siyasi partinin, marjinal vehimlere ve art niyetli kehanetlere kanarak tam demokrasi ısrarından vazgeçmesi düşünülemez.
Türkiyeyi yerinde saydırmak, geriye götürmek isteyen, demokrasiyi ve hukuku, hatta Cumhuriyeti halktan esirgeyen statükocu ve otoriter çabalar beyhude çabalar olarak kalacaktır.
Bizim tam demokrasi hayalimiz, sadece Avrupa Birliği standartlarına daha kolay uyum sağlamak için değil, Türkiyeyi insanlık onuruna sahip çıkan ve çocuklarının geleceğe umutla baktıkları bir ülke haline getirebilmek içindir.
Bu konuda çok yol kat ettiğimize inanıyorum; ama Allahın izniyle aldığımız bu mesafe, bundan sonra alacağımız mesafelerin yanında çok küçük kalacaktır.
Vurguyla söylüyorum:
Bizler, insanımıza bakarken kafamızda bir yurttaş şablonu olmaksızın bakıyoruz.
Türkiye Cumhuriyeti kimliğine sahip her bir vatandaşımızı aynı şefkat ve saygıyla kucaklıyoruz.
Anadolunun her köşesini Ankaraya aynı mesafede görüyoruz.
Biz önce millet derken, milleti bir bütün olarak kavrıyor ve o bütünün renklerini birbirinden ayırmıyoruz.
Ben hala aynı rüyayı görmeye devam ediyorum:
Bayrağımızın dalgalandığı her yerdeki insanımızı, daha yüksek refaha kavuşturmak, her vatandaşımızı aynı haklarla donatmak, her çocuğumuzun önüne aynı umutlu ve ışıltılı geleceği koymak istiyoruz.
Ben hala aynı rüyayı görmeye devam ediyorum:
Bilimsel üretimi ideolojik saplantılardan kurtulmuş, dünya çapında bilim üreten üniversitelere kavuşmuş bir Türkiye için çalışıyoruz.
Ben, Türkiye için büyük rüyalar görmeye devam ediyorum.
Kendi içinde küçük tartışmalardan kurtulmuş, dünyanın çatışma bölgelerinde barış ve istikrar misyonu olarak etkili görevler üstlenmiş bir Türkiye için gecemizi gündüzümüze katıyoruz.
Bizler;
Kadının hukukunun tam olarak korunduğu, kadının topluma her alanda daha çok kılavuzluk ettiği ve daha çok katkıda bulunduğu, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğinin teminat altına alındığı, eğitimde ve çalışma hayatında fırsat eşitliğinin sağlandığı, alın terinin hakkını tam olarak aldığı, sanatın ve kültürün baş tacı edildiği, sanatçıların ve kültür adamlarının haklarının korunduğu ve gerçek saygıyı gördüğü bir Türkiyenin rüyasını görüyoruz.
Ben Türkiye için gördüğüm rüyaların dünyanın iyiliğine hizmet edeceğini de biliyorum..
Gördüğüm rüya, medeniyetler çatışmasının dünyayı bir alacakaranlık kuşağına çevirmeye çalışması karşısında, ABye girmiş bir Türkiyenin medeniyetler buluşmasının en sağlam köprüsü olacağını tüm canlılığıyla gösteriyor bana...
Ak partiye ruh veren rüya,
çatışmaların rekabete,
gerilimlerin verimli diyaloglara,
ideolojik ön yargıların nefes açan projelere
ve kutuplaşmaların demokratik uzlaşmaya dönüştüğü, bir rüyadır.
Ve bu rüyamın sadece rüya olarak kalmadığını, gerçeğe dönüşmeye başladığını, rüyaların gerçek olduğunu da görüyorum. Bu kongre bunun canlı ispatıdır, bu salon gerçeğe dönüşen rüyaların şahididir!
Değerli AK Partililer...
Sevgili Dostlar
Bizim siyasetten muradımız, Türkiyeye, Türkiyede yaşayan insanlara, bu topraklara sinen medeniyet düşüncesine hizmetten ibarettir.
Bütün çabamız, dünyanın en kritik coğrafyalarından birinin üzerinde bulunan bu ülkeyi, yaşadığı sıkıntılardan kurtararak bir daha asla dara düşmeyeceği bir güce ve esenliğe kavuşturmaktır.
Siyaseti, sadece siyaset yapmış olmak için değil, mutlu ve müreffeh bir Türkiye ateşini ve heyecanını içimizde hissettiğimiz için yapıyoruz.
Biz, gece gündüz koştururken, bizimle aynı heyecanı taşımayanların Türkiyeyi durdurmak istediğini görüyorsunuz.
Ama biz,
Türkiyeyi dünyanın parlayan yıldızı yapmadan, çıktığımız bu yoldan asla geri dönmeyeceğiz.
Ak Parti siyasetinin en dirençli olduğu nokta da işte bu noktadır.
Hepiniz çok iyi biliyorsunuz ki, yüce milletimizin hissiyatını Türkiyenin yönetiminde temsil etmek üzere Ak Parti çatısı altında toplandık.
Parti olarak misyonumuz budur.
O hissiyatı oluşturan değerler, partimizin siyaset üretirken basacağı zeminin de temel değerleri oldu ve bundan sonra da olacaktır.
Tarihimiz boyunca bu topraklarda bir çok medeniyetler inşa etmiş olan o değerler, inanıyorum ki bizim siyasetimize de ilham verecek, kaynaklık edecektir.
Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürkün milletimizin önüne koyduğu muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkma hedefine doğru yürürken, o değerler bizim en sağlam dayanağımız olacaktır.
Bizi Türk siyasi hayatındaki diğer partilerden ayıran önemli bir fark, milletimizin çağlar boyunca sahip çıktığı bu değerlerle siyasi akıl arasında gerçek bir buluşmayı üretmiş olmamızdır.
Biz, Türkiyenin geleceğinin bu değerler ışığında aydınlanabileceğine sonuna kadar inanan bir siyasi kadroyuz.
İşte bunun için ısrarla Ak Parti, bir koalisyon değil; bir bütünlüktür, diyoruz.
Türkiye böylesi büyük bir bütünlüğü uzun zamandır göremediği için, bunu koalisyon zannedenlerin, analiz araçlarının ne kadar eskimiş olduğunu ve yeni durumu kavramaktan ne kadar uzağa düştüğünü her gün görüyoruz.
Biz, millete ait değerleri yıllar yılı suiistimal ederek, boş tekerlemelerle siyaset ürettiğini zannedenlerle de asla aynı çizgide olmayacağız.
Biz bu kadim değerlere, insanlığın ulaştığı en son ve en bütünsel evrensel değerlerini katarak bugünün ihtiyaçlarına cevap verecek çözümler üretiyoruz, yarının dünyasında kendisine yer bulacak bir siyasi olgunluk çizgisini yakalıyoruz.
Hiçbir zorluktan yılmayacağız, Türkiyenin geleceği için yararlı olacağına inandığımız adımları atmaktan asla çekinmeyeceğiz.
Siyasetin kirlenmesine, yolsuzlukların alıp başını gitmesine, geleceğimizin hortumlanmasına, devletle millet arasında güven bunalımlarının yaşanmasına ve Türkiyenin adım atmasını engelleyecek asırlık kısır çekişmelere asla izin vermeyeceğiz.
Birilerinin öteden beri sürdürdükleri anlayışlarına da son veriyoruz artık.
Yolsuzluklarını ve usulsüzlüklerini örtbas etmek için rejim bunalımı çıkarma oyunu oynayanların bu zevksiz oyunlarının son kullanma tarihi geçmiştir.
Türkiye, Anayasasında belli olan değişmez ilkelerle yoluna yürümeye kararlıdır.
Hiç kimse, yaptıkları yolsuzlukların ve usulsüzlüklerin ortaya çıkmasını engellemek için rejim üzerine bir tartışma çıkarmaya girişmesin.
İşini iyi yapmayan siyasetçi, rejim bekçiliği yapmaya,
Milletin verdiği emaneti istismar eden bürokrat milliyetçilik kisvesine bürünmeye,
Yolsuzluk yapan işadamı devletin temel nitelikleri üzerinden polemik üretmeye, kalkışmasın.
Buradan bir kere daha ilan ediyorum ki, milletin kanını emen bu oyunların son kullanma tarihi geçmiştir.
Ak Parti olarak milletimize; siyasetin temiz kalacağına, Türkiyenin önünün açılacağına, çocuklarımıza mutlu bir gelecek hazırlanacağına dair söz verdik.
Bu söze, sonuna kadar sadık kalacağımızdan kimsenin şüphesi, endişesi olmasın.
Siyaset çatısı altında geçireceğimiz her ânın Türkiyeye adanacağına dair, kendim ve sizler adına milletime bir kez daha söz veriyorum.
Ak Partinin tek sahibi millettir, bunu kimse aklından çıkarmasın.
Kardeşlerim, dostlarım, arkadaşlarım...
Ak Parti sayesinde, yani sizler sayesindedir ki, Türkiye artık o mecalsiz ve hasta Türkiye değildir.
Yönetilemeyen Türkiye, adeta küllerinden yeniden doğmuştur.
Yöneten demokrasi, Türkiyeyi ayağa kaldırmıştır.
İşte, o şahlanışın semeresidir bu kongre...
Bu kongre, milletle birlikte yürüyüşümüzün olgunluk noktasıdır.
Geldiğimiz noktada durmayacak çok daha ulvi gayelere, çok daha büyük hedeflere varacağız.
Hedefimiz, tam adalet ve tam kalkınmadır.
Kimseyi hor görmeyen, siyasal ahlâkı özümsemiş, milletin talepleriyle bütünleşmiş herkese kapımızı açarak büyük bir buluşmayı gerçekleştirdik.
Bu ilkelerle kaostan, gerilimden, krizden, kavgadan ve bunalımdan ülkemizi kurtarıp yeni ufuklara doğru yol almasını sağladık.
Toplumu ayrıştırarak değil, toplumda zaten var olan bütünlüğü sahiplenerek siyasetimizi inşa ettik.
Bu nedenle Ak Parti olarak kimliğimiz, Türkiyenin kimliğidir.
Muhafazakar demokrat kimliğimizi, statükonun muhafazasını sağlayan partilerle karıştıranlar bu kongreye bakarak bizim renklerimizi anlayabilirler.
Biz, demokratik rejimi, temel insan hak ve özgürlüklerini, hukukun üstünlüğünü, serbest piyasaya dayalı ekonomik düzeni, sosyal adaleti ve barışı esas alan bir partiyiz.
Değerli Ak Partili dostlarım, kardeşlerim...
Çok kısa bir zaman içinde, bir siyasi oluşumdan bir partiye dönüştük.
Kısa bir zaman içerisinde başka hiçbir partiye nasip olmayan bir teveccüh gördük, tek başına iktidar olma onuruna eriştik.
Türkiyeyi kabus dolu günlerden çekip aldık. Siyasete işlerlik, ekonomiye ferahlama, devlete barış, milletin pek çok derdine de çözüm getirdik.
Her zaman söylediğim gibi, tohumken fidana, fidanken ağaca, ağaçken ormana dönüştük.
Bu bereketli yolculuğun sonunda bugün ilk Büyük Kongremizi hep birlikte yapıyor olmanın heyecanını yaşıyoruz.
Bu adımla birlikte, öngördüğümüz parti yapılaşmasına ve kurumsallaşmaya dair eksiklerimizi tamamlamış oluyoruz.
Bundan sonra mazeretimiz yoktur. Bu mükemmel binayı kendisinden beklenecek siyaset zenginliğiyle donatmalı, süslemeliyiz.
Dünyanın parmakla göstereceği icraatlara imza atmaya, Türkiyenin iki binli yıllarına damganızı vurmaya hazır mısınız?
Milletin yüzünü güldürecek bir siyasete sonuna kadar sahip çıkmaya hazır mısınız?
Gecenizi, gündüzünüzü Türkiyenin refahı ve mutluluğuna feda etmeye hazır mısınız?
Allah utandırmasın.
Değerli dostlar...
Tarihte çok badireler atlatmış bir coğrafyada yaşıyoruz; büyük sıkıntılara fedakarca katlanmış yüce gönüllü bir milletimiz ve bizi bir arada sımsıkı tutan ortak değerlerimiz var.
Çağları aşıp gelen bu birikime hepimiz güvenmeliyiz.
Dünya üzerinde yaşanan pek çok dramatik olaya karşılık, insanlık bir yandan giderek artan bir bağlılıkla barış fikrini sahiplenmektedir.
Türkiye tarihi boyunca olduğu gibi bugün de devleti ve milletiyle aynı barışçı noktadadır.
Dostlara güven, düşmana korku veren güçlü askeri varlığımızın temel gayesi barışı korumak, barışın örselendiği zamanlarda da yeniden tesisini sağlamak olmuştur.
Ülkemizin güvenliği ve menfaatleri aksini zorunlu kılmadıkça, bu temel felsefeye tümüyle sadık kalacağımız bütün dünya tarafından bilinmelidir.
Türkiyenin dünyada ve özellikle içinde bulunduğu bölgede, barış fikrinin en sağlam savunucusu olmaya devam edeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır.
Birlikte uygarlıklar oluşturduğumuz yakın çevremizle, komşularımızla iyi ilişkilerimizi geliştirerek korumayı, komşuluk ve kardeşlik hukukunun gereklerine tam olarak riayet etmeyi dış siyasetimizin temeli sayıyoruz.
Ancak bu duyarlı çizgimizin, Türkiyenin âli menfaatlerine halel gelmesi noktasında bir zâfiyete dönüşmesine izin vermeyeceğimizi de herkesin bilmesi gerekir.
Değerli Kardeşlerim,
Unutmayınız,
Milletimizi arzularına kavuşturabilmek için, ülkemiz sizlerin öncülüğüne ihtiyaç duydu.
Milleti anlama güçlüğü çekenler, bizi de anlama güçlüğü çektiler.
Merkezin neresinde olduğumuzu, doğuya ve batıya nasıl baktığımızı sorgulamakla kalmadılar, niyetlerimizi dahi sorguladılar.
Oysa Ak Parti, onların aradığı yerde değil, Türkiyeyi büyütme arzusundan, halkın demokrasi talebinden, temiz ve dürüst bir yönetim isteğinden doğdu.
Ak parti, önce milletin vicdanından, aklından, basiretinden doğdu.
Bizi analiz edenler, milletimizin hayatına, yaşama biçimine bakmalıdırlar.
Biz sadece halkımızın bize emanet ettiği bu imkanı, ülkemizin adaletle kalkınması için en iyi şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz.
Ak Parti, Türkiyede sahici bir demokrasinin, bütün normlarıyla birlikte hayata geçirilmesine yönelik bir kararlılığı temsil etmektedir.
Uzun yıllardır çarpık şekilde işleyen Türk demokrasisinden nemalanan bazı zümreler kendi çıkarlarını korumak için, Ak Partiyi mesnetsiz iddialarla itham edebilirler.
Buradan bir kez daha ifade ediyorum ki, partimizin gizli bir gündemi ve amacı yoktur.
Amacımız ve niyetimiz bellidir.
Bu amaç, milletimizi hak ettiği özgürlüğe ve refaha kavuşturmaktır.
Elbette her insan gibi mukaddeslerimiz var.
Ancak, siyaseti bu mukaddes değerler üzerinden yapmıyoruz.
Her inanca, her kültüre, her kimliğe eşit yakınlıkta duruyoruz.
Türkiyenin demokratikleşmesine hizmet edecek çabalarımız, niyet okuyucular tarafından engellenmeye çalışılıyor.
Fakat biz bunlara itibar etmedik, bundan sonra da etmeyeceğiz.
Zira Ak Parti, adalet ve kalkınma kavramlarını meşale yaparak Türkiyede tükenen umutları diriltmeye başladı.
Şimdi hayatın her alanında büyümenin ve gelişmenin, üretmenin ve ürettiğinin karşılığını almanın heyecanı ve dinamizmi hissediliyor.
Türkiyenin dört köşesi bir şantiye alanına dönüyor, kalkınma hamlesi bütün alanlarda hissediliyor.
Türkiyenin yollarını açıyoruz. Şehirleri birbirine bağlıyoruz.
Bütün üretim sektörlerini ayağa kaldırıyoruz.
Her şeyi devletten bekleyen, devlete ise bugün git yarın gel anlayışını egemen kılan yönetim biçimini tarihe gömüyoruz.
Bu yönetim anlayışı sayesinde toplum yeniden güven zeminine oturdu.
Yolsuzluk ekonomisinin, siyasal kirlenmenin ve yozlaşmanın çanına ot tıkadık.
Ülkenin alın-terini emen sülükler, halkın karşısında bir bir mahcup olmaya başladılar.
Hatırlayınız, Türkiye ne büyük bir kaosa ve girdaba sürüklenmişti.
Türkiye yalnızca kötü yönetilmiyor, artık yönetilemez deniliyordu.
Koalisyon hükümetinin ortaklarının her biri ağzını açtıkça yeni bir kriz ortaya çıkıyordu.
Bakanlar Kurulu artık toplanamıyordu.
Herkesin dilinde birbirinden kötü felaket senaryoları vardı.
Türkiye Arjantin olur mu? diye soruluyor, ülkenin ufku karartılıyordu.
Yönetici kadronun tamamı köhne bir siyaset çizgisi üzerindeydi, ülkemizin eli kolu bağlanmıştı.
İşte ülkemizi o girdaptan, o karanlık dehlizden ve o umutsuz günlerden çıkarıp bugünlere getirdik.
Bu şerefi bize bahşeden Allaha hamd, milletimize teşekkür ediyoruz.
İş başı yaptığımız gün bu millete ve bu ülkeye layık olmaya çalışacağımızı, milletin şerefli emanetine asla ihanet etmeyeceğimizi söyledik.
Nitekim, iddiamızın altında kalmadık. Çok kısa bir sürede Ak Parti ülkemizin kararan bahtını ağarttı.
Popülizme tenezzül etmedik, günü kurtarma siyaseti izlemedik.
Seçim meydanlarında verdiğimiz sözleri unutmadık. Demokratik katılımı en üst düzeyde sağladık.
Halkın sesine kulak verdik ve bütün kararlarımızda toplumsal mutabakat aramaya özen gösterdik.
Milletimizin bize gösterdiği teveccühün temelinde, bizim herhangi bir komplekse girmeden milletimizin bağrından kopup geldiğimizi söylememizin büyük payı vardır.
Bu gerçeği iktidarda bulunduğumuz aylar boyunca hiç aklımızdan çıkarmadık.
Milletin emanetini taşımanın ağır sorumluluğunu hiç unutmadık.
Meclisimizi sabahlara kadar açık tutarak Türkiyenin yıllardır ihtiyaç duyduğu hukuki düzenlemeleri rekor bir hızla çıkardık.
Ekonomimizi toparlayarak dengeleri yeniden yerlerine oturttuk.
Türkiyenin menfaatlerini korumak, ilişkileri geliştirmek ve ticaret imkanlarını zorlamak için ülke ülke dolaştık.
Avrupa Birliği sürecini görülmemiş şekilde hızlandırdık, Türkiye aleyhine öne sürülen bütün bahaneleri teker teker ortadan kaldırdık. Böylece Türkiyenin en büyük ve en ileri demokratik dönüşümünü gerçekleştirdik.
Devlet yönetiminde kurumların birbiriyle uyumlu ve diyalog içerisinde hareket etmelerine zemin hazırladık.
Gerilimi tırmandırmadık. Polemiklere kapılmadık, birilerine laf yetiştirmeye çalışarak Türkiyenin meselelerine ayırmamız gereken vakti çarçur etmedik.
Asla partizanlık yapmadık, ihtiyacı olana gönlündeki partiyi sormadık. Şehirlerimizi, mahallelerimizi bize oy veren-vermeyen diye ayırmadık.
Bulunduğumuz makamın, üstlendiğimiz sorumlulukların gereğini yerine getirirken Türkiyenin hükümeti olduğumuzu unutmadık.
Bu gayretlerimiz sonucunda, büyük zorluklar ve sıkıntılarla geçen bir dönemin ardından iktidarda eriyen bir parti konumuna düşmedik. Oy oranını yükselten bir iktidar partisi haline geldik.
Çalıştık ve milletimizden ödülümüzü aldık.
Daha da çok çalışarak milletimizin gönlündeki yerimizi sağlamlaştırmak istiyoruz.
Değerli Ak Partililer,
Sevgili Dostlar,
Henüz yolun başındayız ve herbirimize düşen sorumluklar var.
Lütfen tek tek sorumluluklarımızı ihmal etmeyelim.
Her Ak Partili Türkiyenin yükünü omuzlarında hissetmelidir.
Toplumsal huzurun ve refahın katlanarak büyümesi için, vatandaş ile devletin arasındaki mesafenin kapanması için bireysel sorumluluklarımız çok büyüktür.
Bizler, partizanlık yapamayız, ülkemizin bütünlüğünü gözden kaçıramayız.
Bizim yaptığımız siyasetin ahlaki vechesi mutlaka olacaktır.
Zira ahlaki temeller üzerinde yükselmeyen bir siyaset, kalıcı olmayacaktır.
Ak Parti ahlâki zemini olan bir siyaset yapmaktadır. Bu siyasetin ahlaki zemini adaleti tesis etmektir.
Adalet, milletimizin en büyük özlemidir.
Unutmayalım ki, adalet sadece yargıyla ilgili değildir.
Elbette tam bir hukuk devletinde yargı kararları halkın vicdanını yaralayıcı olamaz.
Fakat adalet, sadece yargı alanı ile de sınırlı değildir. Biz, en geniş anlamıyla adaleti tesis etmeyi ve hakkaniyeti sağlamayı kastediyoruz.
Anayasal vatandaşlık şemsiyesi altında, herkesin hukukunu kendi hukukumuz gibi koruyacağız.
Zira biz, siyaseti bir rant kapısı olarak görmüyoruz.
Biliyor ve unutmuyoruz ki, bu salonlarda bizden önce de yüzlerce parti, yüzlerce kongre yaptı.
Bugün eğer onlar milletin tasfiyesine uğradıysa, bizim de hem var oluş gerekçelerimizi hem de bizden öncekilerin akıbetini unutmamamız gerekiyor.
Ola ki, herhangi bir Ak Partilinin başı dönebilir; ola ki, baş dönmesi emaneti unutturabilir diye söylüyorum.
Yönetimdeki kirlenmenin tamamen giderilmesi için,
Geçip giden karanlık ve umutsuz günlerin bir daha dönmemesi için,
Demokrasinin tartışılır olmaktan tamamen çıkabilmesi için,
Herkesin temel vatandaşlık haklarını kullanabilmesi için daha yapılacak çok işimiz var.
Önümüzde çok uzun bir yol var.
Unutmayalım, henüz yolun başındayız. Daha birinci kongremizi gerçekleştiriyoruz.
Ve sakın unutmayalım ki, Ak Parti, herhangi bir siyasi parti değildir.
Ak Parti, ülkenin geleceğinde tarihi roller oynayacak, insanımızı yıllardır ertelenen taleplerine kavuşturacak yegane partidir.
Buna layık olabilmek için sorumluluklarımızı ihmal etmeyelim.
Değerli AK Partililer...
Türkiyenin problemleri çözülemeyecek problemler değildir.
Türkiyenin kendine yeten bir ülke olmayı başaramamasının nedeni, yeraltı-yerüstü zenginliklerinin ve insani potansiyelinin yetersiz olması değildir.
Türkiye, kaynakları haramzadeler tarafından hortumlandığı, kötü ve beceriksiz yönetimlerce yönetildiği ve uzun yıllar kendi siyasi menfaatlerini milletin menfaatlerinin önüne koyan siyasetçilerin eline düştüğü için dönemsel zaaflara uğramış, hak ettiği yere gelememiştir.
Ancak şunu herkes bilmelidir ki, yağma hasanın böreği burada bitmiştir; bugünden sonra milletin hakkı milletin dışında hiçbir odağa, kişiye, kuruma, çeteye yar edilmeyecektir.
Devlet, hortumcuların birer birer yakalarına cesaretle yapışmaya başlamıştır; yakında hepsinin perçemlerinin nasıl bir bir önlerine düşeceğini de inşallah hep birlikte göreceğiz.
Türkiye, adaleti her alanda tesis etmeden daha fazla ilerleyemez.
Hükümetler adaleti her bakımdan vazgeçilemez bir öncelik olarak programlarına koymadan milletin yüzüne bakamaz.
Biz adaleti partimizin adına koyduk; inşallah bu kavram her dile getirildiğinde hatırlanacak bir siyasi parti olma idealine de mutlaka ulaşacağız.
Değerli dostlar...
Parti programımızda da öngördüğümüz gibi devlet aygıtımız ve bürokratik yapımız günün ihtiyaçlarına cevap veremeyecek kadar büyümüş ve hareket kabiliyetini kaybetme noktasına gelmişti.
Hükümet olduğumuz günden beri bu hantallığı gidermek için çeşitli yapısal düzenlemeler üzerinde yoğun çalışmalar yürüttük.
Bu çalışmaların bir kısmını Mecliste yasalaştırdık.
Kamu yönetimi ve yerel yönetimler gibi çok önem verdiğimiz bazı yasal düzenlemeler için de gün sayıyoruz.
Umuyorum ki yakın bir zamanda, devletimizin daha rahat ve verimli çalışabileceği bir hukuksal noktaya gelmiş olacağız.
Yerel yönetimlere aktaracağımız yetkilerle merkezin yükünü önemli ölçüde hafifletebileceğiz.
İş kalitesini ve verimliliği esas alan yeni bir personel tanımı geliştirerek, hem devlet kadrolarını doğru kullanma, hem de tasarruf imkanı sağlayacağız.
Bu uygulamaya öncelikle en yakınımızdan başlayarak bazı bakanlıklarımızı birleştirdik ve böylece bakanlık sayısını 38den 23e indirdik.
Devletin iki yakasının bir araya gelmesini istiyorsak, öncelikle bu plansız, kayırmacı ve müsrif bürokrasi anlayışından vazgeçmeliyiz.
Şunu herkes bilsin ki, bundan sonra devletin en ücra yerlerdeki birimlerinde bile, hiçbir aksamaya izin vermeyeceğiz.
Bugün git yarın gel anlayışı, millet hafızasından bir daha dönmemek üzere sökülüp atılacaktır.
Devletin hiçbir birimi, asıl varlık nedeninin, millete hizmet etmek, milletin problemlerine çözüm getirmek olduğunu aklından çıkarmayacaktır.
Asık suratlı ve hantal devlet gidecek, güler yüzlü ve iş bilir bir devlet gelecektir.
Devlet için millet dayatması bitecek, millet için devlet anlayışı yeşerecektir.
Bunu bir yere yazın, bu milletin dinamizmi ve canlılığı, mutlaka devlet mekanizmalarına da yansıtılacak, devlet milletin hızını kesen bir pranga olmaktan çıkarılacaktır.
Bu yolda bugüne kadar Hükümet olarak neler yaptığımız, kongre konuşmamı içeren kitapçığın içinde özet olarak bulunmaktadır, partimizin bu çerçevedeki faaliyetleri de faaliyet raporu olarak sizlere sunulacaktır. Bu nedenle bu konuda daha fazla ayrıntıya girmiyorum...
Değerli arkadaşlar...
Seçimden önce gittiğimiz şehirlerde, konuştuğumuz meydanlarda vatandaşlarımıza tutamayacağı sözler veren, bol keseden vaatlerde bulunanlardan olmadık.
Onlara yapabileceklerimizi zaman belirterek, süre vererek sıraladık.
Yıllardır laf üretmekten iş üretmeye fırsat bulamamış profesyonel siyasetçiler, kendimizi millet önünde bir eylem takvimi ile sınırladığımızı ve bunun siyasette ne kadar acemi olduğumuzu gösteren bir tutum olduğunu dillendirdiler...
Oysa bu acemilik değil, siyasete ne derece yüksek bir bakışla yaklaştığımızın işaretiydi.
Milletimizle her şeyi açık açık konuştuk. Nasıl ki, aile içinde herşey konuşulursa, aynı o şekilde konuştuk.
İlk iki yıl için kendilerinden fedakarlık beklediğimizi, bu zaman içinde daha fazla ertelenmesi imkansız hale gelen birtakım hukuki ve idari düzenlemeleri gerçekleştireceğimizi açık açık beyan ettik.
Milletimiz bize inandı, güvendi.
Henüz iktidarımızın birinci yılını doldurmuş değiliz; ancak milletimize verdiğimiz sözler konusunda alnımız ak, başımız diktir.
Eylem takvimimiz işlemektedir.
Bir kere daha kendilerini milletin profesyonel yöneticileri görenler yanılmıştır. Milletin evlatları haklı çıkmıştır...
Bu çerçevede profesyonellerin sadece dillerinde olan, güçlü ve kararlı ekonomi politikası takip ettiğimizi tüm dünya itiraf etmektedir.
Kararlı, güçlü, akılcı, dinamik ve sosyal eksenle güçlendirilmiş bu ekonomi politikası sayesinde Türkiye kriz sarmalından çıkmaya başlamıştır.
Ekonomimizdeki olumlu gelişmeler, sadece ülkemizdeki ekonomik çevreleri etkilemekle kalmamış, dünyanın dikkatini de ekonomimize çevirmiştir.
Bu kadar kısa zamanda kriz şartlarının önemli ölçüde ortadan kaldırılmasında, geleceğe güvenle bakabilen dinamik ve yenilenmiş bir ekonomiye geçişte Ak Parti hükümetinin sağladığı güven ve istikrar ortamının payı büyüktür.
Seçimlerden önce, ekonomi için kaynağı nereden bulacaksınız, diyenlere, Ak Partinin kendisi kaynaktır, demiştim, bu sözümüzün haklılığı her gün ortaya çıkmaktadır.
Dikkatli ve kararlı bir ekonomi yönetimiyle enflasyon dize getirilmiş, rekor seviyede düşüşler, hatta eksi ile ifade edilen enflasyon rakamları yakalanmıştır.
Bu yıl için hedeflediğimiz %20lik hedefi yakalayacağımız şimdiden belli olmuştur. Yeni hedefimiz ise 2004ün sonlarında enflasyonu tek haneli rakamlara indirmektir.
Piyasalar yeniden canlanmış, kapanan işyerleri yeniden açılmaya başlamıştır.
Faizde 38 ay öncesinin rakamlarına dönülmüş, göreve geldiğimizde %70ler seviyesinde olan faizler %30lara düşmüştür. Borsa işlem hacminde rekorlar kırılmıştır.
İhracat Ocak-Eylül ayları arasında geçen yılın aynı dönemine göre %33 oranında artarak 34 Milyar $ı aşmış olup, 2003 yılının sonunda dış ticaret hacmimiz ilk defa 110 milyar $ı aşacaktır.
Yüzde 5lik bir ekonomik büyüme sağlanmıştır.
2003 yılının ilk yarısında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla %5-8, Ocak-Ağustos döneminde sanayi üretimi %7.7 artmış, kapasite kullanım oranları %80lere ulaşmıştır.
Türkiyenin uluslararası itibarı artmış, yabancı yatırımcıların ilgisi ülkemiz üzerinde odaklanmıştır.
Öngörülen bütün ekonomik hedefler birer birer yakalanmıştır.
Vergi barışı sayesinde ekonomimize çok önemli girdiler sağlanmış, bu uygulama kapsamında 8 katrilyon liralık hazine alacağı yeniden yapılandırılmıştır.
İktidarımız sosyo-ekonomik politikalara öncelik vererek devlet ile toplum arasındaki ihtilafları çözmeye öncelik vermiştir.
SSK ve Bağ-Kur prim borçları yeniden yapılandırılarak 800.000 vatandaşımızın 3.7 katrilyonluk prim borcu sorunu çözülmüştür.
Yıllardır çözümsüz bırakılan 11 katrilyonluk Zorunlu Tasarruf Hesabından hak sahiplerine ödemeler başlamıştır.
Büyük bir icra-haciz baskısı altında olan ve bir kısmı da maalesef işyerlerini kapatmak zorunda kalan esnaf ve sanatkarlarımızın kredi borcu yeniden düzenlenerek nefes almaları sağlanmıştır.
Seçimlerde söz verdiğimiz üzere, çiftçilerimize ve denizcilik sektörüne ucuz mazot desteği sağlanmıştır.
Rekabet gücümüzü ve halkın refahını artırmak için temel girdilerde iyileştirmeler yapılmıştır.
Bu bağlamda, vatandaşımızın gündelik hayatını doğrudan etkileyen doğalgaz fiyatları kademeli olarak indirilmiştir.
Şu anda doğalgaz fiyatları Kasım 2002ye göre %15 daha ucuzdur.
1 Nisan 2003 tarihinden bu yana elektriğe zam yapılmamıştır.
Ulaşımda dev adımlar atılmakta.
Halen 7.5 saatte alınan İstanbul-Ankara arası tren yolunun 3 saat 15 dakikaya indirme çalışmaları bütün hızıyla sürmektedir.
Hava yolu taşımacılığında Bölgesel Hava Taşımacılığı projesine start verilmiştir.
Hükümetimiz Sosyal Devlet ilkesini vatandaşımıza doğrudan hissettirmiş ve bir ilke imza atarak, 2003-2004 öğretim yılı için ilköğretimdeki tüm öğrencilere ders kitapları ücretsiz olarak vermiştir.
Önümüzdeki kış mevsimi için ihtiyaç sahibi vatandaşlarımıza 800 bin ton kömür dağıtımına başlanmıştır.
Anadoluyu boydan boya kateden bölünmüş yolların inşası bütün hızıyla başlamış, söz verilen tarihlerde açılışlar gerçekleştirilmiştir.
Halen 60 adet proje kapsamında 3.607 kmlik yol yapım çalışmaları hızla sürdürülmektedir.
Gördüğünüz gibi Türkiyeyi imkanlarıyla, kaynaklarıyla buluşturmakta kararlıyız.
Daha öncede söylediğim gibi bu şölen gününde yaptıklarımızı tek tek sayma imkanım yok.
Yola çıkarken Her şey Türkiye için ilkesini ülke insanımızın önüne koyduk ve yapamayacağımız şeyleri vaad etmedik.
Acil Eylem Planımızla Türkiyenin önceliklerini tespit ettik ve o doğrultuda icraata başladık.
Popülist politikalara tenezzül etmedik, halkımızı yanıltmadık ve kaybolan güven ve istikrar zeminini sağlamlaştırmayı her şeyin önüne aldık.
Seçimden önce halkla yüz yüze olduğumuz gibi, seçimden sonra da Ankaraya hapsolmadık.
Avrupa merkezlerinden, Amerikadan, Asyadan Uzak Doğudan ayağımızın tozuyla yurda döndüğümüzde Anadolu yollarına düştük.
15 Mart 2003 ile 10 Ekim 2003 tarihleri arasında, yaklaşık 8 aylık süre içinde, kamu ve özel sektör olarak tam 161 tesisin ya açılışını yaptık ya da temelini attık.
Şimdiye kadar yaptığımız açılışlarda toplam 25 bin 220 kişilik istihdam ürettik. Temelini attığımız tesislerin faaliyete geçmesiyle birlikte bu istihdam çok daha büyük boyutlara ulaşacaktır.
Bir gün Diyarbakırdaysak ertesi gün İzmirde olduk. Bir gün Antalyada ertesi gün Samsunda olduk. Bir gün Ağrıda, ertesi gün İstanbulda olduk.
Milletimizin heyecanını, acılarını, sevinçlerini, taleplerini yerinde, yüzyüze konuştuk ve paylaştık.
Henüz yolun başındayken, büyük milletimizin teveccühü, sevgisi ve coşkusu en dar zamanlarda yüreklerimizi doldurdu.
En zor zamanlarda, en çok bunaltıldığımız dönemlerde, milletimizin gösterdiği sevgi kalplerimizi ısıttı.
Şüphesiz herkes alkışlamadı, herkes takdir etmedi.
Türkiyede halka yüksek tepelerden, fildişi kulelerden bakan, demokrasiyi içine sindiremeyen, hakkaniyet değil, adalet değil ayrıcalık isteyen, öyle alışmış bir zümre de var.
Siz ne iyi yaptınız; enflasyon canavarını dize getirdiniz, ülkeye güven getirdiniz, gülmeyen yüzleri güldürdünüz, sönmek üzere olan ocaklara umut oldunuz, demeyeceklerdi.
Demediler...
Demesinler...
Zira biz, bu işe öfkeyle, inatla ve ihtirasla girmedik. Biz bu işe aşkla, sevdayla girdik.
363 milletvekilimizle ilk toplantımızı yaptığımızda, milletvekili bile değildim.
O gün arkadaşlarıma Milletimiz sizin kendisine komşu olmanızı istiyor dedim ve Milletvekili lojmanlarında, halktan kopuk bir vekilliği arkadaşlarım kabul etmediler.
Emeklimizin, Bağ-Kurlumuzun ve çiftçimizin durumunu iyileştirdiğimizde, felaket senaryolarından ekmeklerini kazananlar, kaynak nerede? dediler.
Kaynak Türkiyedir dedik.
Evet biz, Türkiyenin imkanlarıyla Türkiyeye hizmet ediyoruz.
Milletimizin ortak aklı ve vicdanı olmaya çalışıyoruz.
Bu yüzden, bizi anlama güçlüğü çekenlere kapılarımızı kapatmadık, kapatmayacağız.
Bugün değilse yarın anlaşılacağız.
Herkesin doğrusunu anlamaya çalıştığımız için, bütün doğrulardan yeni bir sentez kurmaya çalışıyoruz.
En yıkıcı eleştirilerle incitildiğimiz zamanlar bile metaneti elden bırakmadık ve bizi doğru anlamalarını bekledik.
Kalplerimizi dahi okuyanlar oldu. Niyetlerimizi yargılayanlar oldu. Ait olduğumuz değerler dünyasını küçümseyenler oldu; ama sonuçta mahcup oldular.
Allaha şükür biz mahcup olmadık.
Hatırlar mısınız o zor günleri,
Bunaltılmak istendiğimiz günleri.
Hatırlayınız, en zor zamanlarda ne demiştik:
Zamanın sahibi var dedik.
Her gecenin bir sabahı vardır dedik ve sabır tavsiye ettik.
İşte, sabrın sonunda zamanın sahibinin gösterdiği nimetler...
Değerli arkadaşlar...
Hükümet olarak içimizde kalan tek ukde, sokaktaki vatandaşımızın, çalışanlarımızın ve geniş toplum kesimlerinin bu olumlu ekonomik tablodan henüz yeterince faydalanamayışıdır.
İnşallah yakın zamanda onlar da makro ekonomik göstergelerdeki bu olumlu tabloyu gündelik hayatlarında fazlasıyla hissedeceklerdir.
Bunun için ekonomik programımızı, bir süre daha, hassas ve dikkatli bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor.
Bu tünelin ucunun aydınlık olduğunu ve o noktaya varış zamanımızın yaklaşmakta olduğunu bütün vatandaşlarımıza müjdelemek istiyorum.
Bize inanıp güvenmeye devam etsinler, layık oldukları ücretlerle, insanca yaşama standardına en kısa zamanda kavuşmaları için bütün imkanları zorluyoruz.
İnanıyoruz ki, talan edilen ülke kaynakları ekonomiye kazandırıldığı gün, çözümsüz görünen sorunlar kolayca çözülecektir.
Bu konuda aldığımız mesafeyi büyük başarı olarak bütün dünya takdir etmiştir.
Hem iç hem de dış siyasette bu kararlılığı sürdüreceğiz.
Değerli Arkadaşlar,
Ak Parti, Türkiyenin potansiyeline ve gücüne yaraşır bir dinamizmle dış politikada olabildiğince aktif bir siyaset izledi.
Türkiyenin tarihten gelen gücü, stratejik önemi, büyük ekonomik potansiyeli, güçlü toplumsal dokusu, coğrafi konumu ve kültürel kimliği birarada düşünüldüğünde, tek boyutlu, tek seçenekli bir dış siyaset izlememizin mümkün ve doğru olmadığı açık bir şekilde görülmektedir.
Bu anlamda biz çok boyutlu ve birbirini tamamlar nitelikte, stratejik derinliği olan bir siyaset izliyoruz.
Dış politikada statükonun dilini kullanmadık, Türkiyenin dünyadaki itibarını yükseltmek için cesur ve kararlı adımlar attık.
Ak Parti iktidarının ilk gününden itibaren, bütün Avrupa merkezlerinde yürüttüğümüz hızlı mekik diplomasisiyle ülkemizin saygınlığını ve etkinliğini nereden nereye getirdiğimizi biliyorsunuz.
Türkiyenin imkanlarını Amerikadan Çine, Malezyadan Avrupaya kadar herkese anlattık.
Türkiye, tarihi inşa eden bir medeniyet tecrübesiyle devletin ve toplumun üzerinde büyük mutabakat sağladığı Avrupa Birliği hedefine her zamankinden daha çok yaklaşmıştır.
İçeride yaptığımız hukuki düzenlemeler Avrupa Birliği bizi zorladığı için değil, kendi vatandaşlarımızın haklarını en üst düzeyde kullanmaları içindir. Hedefimiz Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılanmasının çok daha ötesindedir.
Milletimizin en ileri demokratik haklara layık olduğu, demokratik hakların hiçbir vatandaşımızdan esirgenemeyeceği açıktır. Türkiyenin bu istikametteki kararlı yürüyüşünün bizzat gittiğim bütün Avrupa merkezlerinde heyecanla karşılandığına bizzat şahit oldum.
Irak konusuna gelince; bizim başlangıçtan itibaren izlediğimiz siyaset, savaşa gerek kalmaksızın Irakta barışın sağlanması istikametindeydi.
Ancak barış yönündeki samimi çaba ve ısrarımız maalesef arzuladığımız neticeyi vermedi.
Şimdi, Irakta savaş sonrası ortamın getirdiği zorluklar hakim.
Bu zorlukların aşılması ve Irak halkının bir an önce arzuladığı barış ve istikrar ortamına kavuşması için üzerimize düşeni yapmakla mükellef olduğumuzu düşünüyoruz.
Bu mükellefiyeti bize yükleyen tarih ve coğrafyadır.
Eğer Türk askeri Iraka gidecekse, bu gidiş bütünüyle insani ve barışçı amaçlara hizmet edecektir.
Zaten şu anda da bunları yapmaya devam ediyoruz.
Hergün Iraka girip çıkan 3000 kamyon sayesinde Irak halkının gıda ve ilaç ihtiyacını karşılıyoruz.
Elektrik, benzin, su gibi hayati temel girdiler konusunda yardımcı olmaya çalışıyoruz.
Şu kesinlikle bilinmelidir ki, bizim Iraktaki varlığımız şiddet ve işgal içermeyecektir.
Yeri gelmişken Ortadoğuya değinmeden geçemeyeceğim.
Ortadoğu aslında uzun yıllardır insanlığın vicdanını kanatan bir yaradır. Irak probleminin yanında bölgedeki bireysel, örgütsel ve devlet terörüyle had safhaya ulaşan bu çatışma, bir an evvel yerini barışa bırakmalıdır.
Ancak bu barış, dış müdahalelerle gerçekleştirilemez.
Barışın yolu, bölgedeki tarihi anlaşmazlıkları serinkanlı bir şekilde müzakere edebilecek demokratik meşruiyete sahip iktidarların iş başına gelmesinden geçmektedir...
Hükümetimizin ilk gününde hazır bulduğu sorunlardan biri de Kıbrıs meselesi olmuştur.
Yılların kördüğüm haline getirdiği Kıbrısta samimi bir çözüm arayışına girdik.
Müzakere sürecinin kesintiye uğramaması için, Kıbrıs Türk halkının varoluşunu sürdürmesi bakımından hayati önemi olan hususlarda tavizkâr olmadık.
Ama bununla beraber, Türk tarafının çözüm konusundaki iradesini ortaya koyması ve çözümü zorlaştıran değil, kolaylaştıran taraf olması gerektiğini de ısrarla vurguladık.
Ancak bu konuda KKTC yönetiminin bu yönde attığı olumlu adımları görmezden gelemeyiz.
Ledra Palas sınır kapısının açılması geçişlerin serbest bırakılması, kapalı Maraş bölgesinin Güney Kıbrıslılara açılması, serbest ticaretin başlatılması gibi uygulamalara Rum yönetiminin de aynı hassasiyetle cevap vermesini beklerdik.
Bize göre Kıbrıs meselesi iki toplumun ortak rızası ve iki toplumun hukukunu koruyan bir yapı içinde çözülebilir. Bu konudaki ısrarımız ve çabamız dinamik bir şekilde devam edecektir.
Değerli Kardeşlerim,
Değerli Ak Partililer,
Neler yaptığımızı, neler yapacağımızı anlatıyoruz ama bu yaptıklarımızı kesinlikle yeterli görmüyoruz.
Kendimizi anlatırken şaşmaz ölçüyü elden bırakmıyoruz.
Kendi kararlarımızı mutlak doğrular olarak kabul etmiyoruz.
İnsan olduğumuzu ve hata yapma ihtimalimizi gözardı etmiyoruz.
Sizler de, hakkaniyet ölçüsünü elden bırakmayınız.
Gurura kapılmayınız...
Milletin sevgisini, bugün olduğu gibi yarın da kazanmak istiyorsak, gök-kubbe altında hayırla yâd edilmek istiyorsak, bu ülkeye kalıcı hizmetler yapmak istiyorsak, lütfen siyaset ile ahlak arasındaki temel bağlılığa dikkat ediniz.
Zira bizim, bir dünya tasavvurumuz, bir hayat anlayışımız, bir sonsuzluk ufkumuz var.
Eğer bakışımız bulanır, hakikati yanlış, yanlışı hakikat kabul edersek varoluş nedenimizi kaybetmiş oluruz.
Değerli Kardeşlerim,
Düne kadar milletin talepleri ertelenirken bir gerekçe ileri sürülüyordu. Dünyanın en tuhaf mazereti:
Devletin menfaatlerinin zaman zaman milletin menfaatleriyle çatıştığı söyleniyordu. Açıkça böyle söylenmese de uygulama buydu.
Biz, milletin menfaatleriyle devletin menfaatlerini birbirinden ayırarak değerlendirmiyoruz.
Milletin menfaatleri ile devletin menfaatlerini her kim ayırıyorsa o, ayrımcılık yapıyordur.
Biz, milletin müştereklerinin partisiyiz.
Bir bütünlük içinde meseleleri ele almalıyız.
Seçimi kazandığımız saatlerde söylediğim gibi,
Anayasal kurumlarımızı en iyi şekilde çalıştırmak,
Kararlı bir ekonomik program uygulamak,
ABye tam üyelik hedefini gerçekleştirmek,
Siyasetimizin temel direkleri olmaya devam edecektir...
Ak Parti, bu bütünlük içinde Türkiyenin itibarını, gücünü yükseltmeye çalışıyor.
Türkiyenin her yerinde aynı dili kullanıyor, aynı şeyleri söylüyoruz.
Şimdi, daha ileriye doğru Türkiyeyi taşımak üzere sizden bir şey istiyorum.
Kendinize güvenin.
Türkiyeye güvenin.
Ve bizden Anadoluya kucak dolusu selam götürün.
Yüreklerinizdeki umudu insanlarımıza götürün...
DOSTLARIM,
DÜN BİTTİ.
BUGÜN NE GEÇMİŞİN KARANLIĞINA AĞITLAR YAKACAĞIZ,
NE DÜNKÜ BAŞARILARIMIZA DESTANLAR YAZACAĞIZ.
DOSTLARIM,
DÜN BİTTİ,
GEÇTİ, GİTTİ.
BUGÜN, YENİ BİR GÜNDÜR.
AYDINLIK TÜRKİYE İÇİN,
ÇOCUKLARIMIZ İÇİN,
GENÇLERİMİZ İÇİN, GELECEĞİMİZ İÇİN,
YENİDEN YOLLARA DÜŞME GÜNÜDÜR...
YOLUMUZ AÇIK OLSUN.
Kongremiz hepimize, bütün milletimize hayırlı olsun.
Yüce Allah, yar ve yardımcımız olsun.
AK PARTİ
TÜRKİYE İÇİN NELER YAPTI?
Henüz birinci yılını doldurmamış bulunan hükümetimiz, göreve geldiği günden bugüne Türkiyenin önünde problem olarak duran her konuya el atmış, çözümler getirerek, projeler geliştirerek tıkanıklıkları aşmıştır.
Şunu çok iddialı şekilde söylüyorum; Türkiyenin yönetiminde AK Parti iktidarından sonra hiçbir şey aynı kalmamış, her alanda önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu güzel kongre gününü vesile ederek görev aldığımız şu kısa süre içerisinde neler yaptığımızdan biraz bahsetmek istiyorum.
Ancak ekonomiden sosyal alanlara, kamu yönetimi, adalet ve hukuk reformundan dış politikaya uzanan geniş bir yelpazede 3 Kasım 2002 tarihinden bugüne icraatımızı ortaya koymadan önce kısaca da olsa nasıl bir Türkiye devraldığımızı hatırlatmak isterim.
1. CANLANAN BİR EKONOMİ
Nereden nereye geldik?
1990lı yıllardan başlayarak birbiri peşi sıra yaşanan krizler ve kısır çekişmeler, ülkemize çok şey kaybettirmiştir. 1994, 1999 ve 2001 yıllarında yaşanan büyük ekonomik krizler sonrasında ekonomimiz, savaş dönemlerinde bile görmediğimiz ölçüde küçülmüş, sosyal dengeler aşırı bir şekilde bozulmuştur. Dünya büyürken ve nüfusumuz artarken yaşanan bu küçülme, nispi olarak bakıldığında daha belirgin bir şekilde görülmektedir.
3 Kasım öncesini şöyle bir hatırlayın. Büyük miktarda kamu açıkları, yüksek miktarda kamu borç stoku, borç stokunun sürdürülebilirliği tartışmaları, reel faiz oranlarının yüksekliği, istikrarsız büyüme hızları, enflasyonun düşmesi hususunda yerleşik tereddütler, dengesiz gelir dağılımı, yüksek oranda işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk...
2002 yılının ilk aylarından itibaren dönemin koalisyon hükümetine yönelik şüphelerin artması ve Mayıs ayından itibaren siyasi belirsizliğin ön plana çıkmasıyla, makroekonomik göstergelerde olumsuz gelişmeler yaşanmıştır. 2002 yılının Mayıs-Ağustos aylarında yaşanan politik çekişmeler nedeniyle, Avrupa Birliğine katılım sürecinde önemli bir adım olan uyum yasalarının kabulü konusunda koalisyon ortakları arasında ortaya çıkan anlaşmazlıklar, yılın ilk aylarındaki ekonomik tabloyu iyice bozmuştur. Halkın büyük fedakarlıkları ile yürütülen ekonomik program; kısır çekişmeler ve kısa vadeli hesaplarla, neredeyse heba edilme noktasına gelmiştir.
Seçim sonrasında oluşan güçlü siyasi irade ve sürdürülen istikrar programının etkisiyle, belirsizlik yerini güven ortamına bırakmıştır. Tek başına iktidara gelen hükümetimiz daha icraatına başlamadan toplumda ve piyasalarda güven artmış, ekonomik göstergeler iyileşme yoluna girmiştir. Hızlı ve sistemli şekilde birbiri peşi sıra ortaya koyduğumuz icraatlar sonucunda, bu güven kısa zamanda pekişmiştir.
Büyümede belirgin bir hızlanma sağladık.
2003 yılının ilk yarısında Gayri Safi Yurtiçi Hasıla yüzde 5,8 oranında artmıştır. Sanayi üretimi Ocak-Ağustos döneminde yüzde 7,7 artış kaydetmiştir. Temmuz ve Agustos aylarında sanayi üretim artış hızı yüzde 10un üzerinde gerçekleşmiştir. Kapasite kullanım oranları yüzde 80ler seviyesine yanaşmıştır. Bütün gelişmeler ışığında yıl sonu büyüme hedefimize kolaylıkla ulaşacağımız ortaya çıkmıştır. Ancak şunu hemen belirtmeliyim ki bu büyümeyi sağlamamıza rağmen, istihdamda yeterli artış gerçekleşmemiştir. Büyümenin istihdamı artırması ancak yatırımların artması ile mümkün olacaktır. Yatırımların önündeki bütün engelleri kaldırma yönünde ciddi adımlar atmış bulunuyoruz.
Yabancı sermayenin gelişini hızlandırdık.
Birçok ülkede gelişmenin ve büyümenin önemli dinamiklerinden biri olan yabancı sermaye konusunda yeterli performans maalesef ortaya konamamıştır. Ancak biz ülkemizin büyümesinde, yeni istihdam olanaklarının oluşturulmasında, teknolojik gelişme sağlanmasında ve rekabet gücümüzün artırılmasında doğrudan yabancı sermayenin ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. Bu anlayış içinde, yatırım ortamını iyileştirmek ve doğrudan yabancı sermaye girişini artırmak amacıyla Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu çıkarılmıştır. Bu kapsamda ülkemizin yatırım imkanlarının tanıtımı, bürokrasinin azaltılması ve yabancı sermayeye güven verici tedbirler dahil çok yönlü faaliyetlerimiz aynı kararlılıkla sürdürülecektir.
Rekabet gücünü arttırdık,
ihracatı geliştirdik.
Dış ticaret hacmimiz ekonomimizin büyümesine parelel olarak önemli ölçüde artmıştır. 2003 yılı sonunda dış ticaret hacmimiz ilk defa 110 milyar doları aşacaktır. Bu rakam daha önce ulaşılan en yüksek dış ticaret hacminin 26 milyar üzerindedir. İhracat yüksek oranda artmakta, turizm gelirleri ise Irak krizi sonrasında iyileşme göstermektedir. İhracatımız 2003 yılı Ocak-Eylül ayında 34 milyar doları aşmıştır. Bu geçen yıla göre yüzde yüzde 33 oranında artışı ifade etmektedir.
Enflasyonu dize getirdik.
Sürdürdüğümüz politikalar ve oluşturduğumuz güven ortamı içinde enflasyon 1977 yılında sonraki en düşük seviyesine gerilemiştir. Ancak biz bu seviyeleri de yeterli görmüyoruz. Sağlanan siyasi istikrar ve güven ortamında: enflasyonda ve faizlerde düşme devam edecektir. Bu çerçevede; 2003 yılı sonunda enflasyon hedeflenen yüzde 20nin altında kalacaktır. 2004 yılı sonunda hedefimiz enflasyonu tek haneli rakamlara indirmek olacaktır.
Faizlerde düşüş ve borçlanmada
rahatlama sağladık.
Uluslararası finans kuruluşları ile çalışmalar başarı ile yürütülmüş, ekonomik programın kararlılıkla uygulanması ve ekonomimizin gösterdiği olumlu performans neticesinde kredi derecelendirme kuruluşları nezdinde ülkemizin kredi notu yükseltilmiş, dış borç faiz oranlarımız önemli ölçüde düşmüştür. Dış borçlanmada rahatlama sağlanmış, 2003 yılının ilk dokuz ayında özel finans kurumlarından tahvil ihracı yoluyla 5,3 milyar dolar kredi temin edilmiştir
Sürdürdüğümüz politikalar ve oluşturduğumuz güven ortamının sonucu iç borç faiz oranları son 20 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşmiştir. 3 Kasımda 2003 öncesi bileşik faiz oranı yüzde 64 iken bugün yüzde 30 seviyesine inmiştir.
Bütün bu olumlu gelişmeler sonucunda piyasalarda borç stokunun sürdürülebilirliği endişesi ortadan kalkmıştır.
Mali disiplinden ödün vermeden
sıkı bütçe uygulamalarına devam ediyoruz.
Bütçe disiplini sağlamak bakımından yıl içinde bütçe harcamalarında hedefin aşılmasına neden olan ödenek üstü harcamalara son verilmiştir. Ayrıca, daha önce bütçeye yazılmayan ayni nitelikli dış proje kredi kaynaklı yatırımlar artık bütçeye başlangıcından itibaren yazılmaya başlanmıştır. Ödenek aktarmaları yüzde 10 ile sınırlandırılmış, yedek ödenek kullanımı sadece zorunlu ihtiyaçlarla sınırlandırılmıştır.
Yatırım programının rasyonelleştirilmesi ile kamu yatırım harcamalarında israfın önüne geçilmeye çalışılmıştır. En büyük israfın disiplinsiz ve belli bir stratejiye dayanmadan yapılan harcama olduğu bilinciyle, özellikle tamamlanma aşamasına gelen projelere öncelik verilerek, bu projelerin bir an önce tamamlanması ve halkımıza hizmet üretmesi hedeflenmiştir.
Ayrıca, kamu kaynaklarının bütün olarak görülmesi ve şeffaflığın sağlanması için Hazine Tek Hesabı uygulamasının kapsamı genişletilmiştir.
Mali alanda iyileştirmeler sağladık.
İş dünyasının talepleri dikkate alınarak, ekonomide güvensizliği ve belirsizliği artıran ve ülkeden sermaye çıkışına neden olabilecek mali milat uygulaması kaldırılmıştır.
Vergi oranlarını düşürme ve vergiyi tabana yayma hedefleri doğrultusunda; kurumlar üzerindeki vergi yükü yüzde 65den yüzde 45e indirilmiş, vergi tabanının genişletilmesi için gerekli çalışmalar ve mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır. Vergi denetimleri etkinleştirilerek tahsilat süreleri kısaltılmıştır.
Birinci vergi paketi adı altında yapılan düzenlemeler ile beyan sistemi yeniden düzenlenerek basitleştirilmiş, vergi iadesi sistemi yeniden düzenlenmiştir. Vatandaşlarımızın eğitim ve sağlık harcamalarının bir kısmını vergi matrahından indirebilmesine imkan sağlanmıştır.
Dar gelirli vatandaşlarımızın tüketim kalıpları içinde önemli paya sahip olan temel gıda ve ilaçta KDV indirimine gidilmiştir.
Değeri 10 milyar lirayı aşan ödemelerin bankalar aracılığıyla gerçekleştirilmesini sağlayan düzenlemenin yapılması ve kredi kartı sözleşmelerinden alınan damga vergisinin kaldırılması ile kayıt dışı ekonominin kayıt altına alınması yönünde adımlar atılmıştır.
Özelleştirmeye yeni bir vizyon ve hız verdik.
Devletin doğrudan ekonomik faaliyet göstermemesi artık dünyada ve ülkemizde genel kabul gören bir anlayıştır. Devlet asli işlevlerinde uzmanlaşmalı, ekonomik faaliyetler ise rekabetçi ve dinamik özel kesim eliyle yürütülmelidir.
Bu anlayış içinde; 13 Ocak 2003 tarihinde bugüne kadarki en iddialı özelleştirme programını açıklamış bulunuyoruz. Bu programı gerçekleştirmek için azimli ve kararlı bir şekilde çalışmalarımızı sürdüreceğiz.
Bankacılık sektörüne çeki düzen verdik.
Bankacılık sektöründe yaşananların halkımıza yüklediği maliyetler hepinizin malumudur. Mali sistemdeki bozucu etkilerin ortadan kaldırılması ve dünya ölçeğinde rekabet edebilir sağlıklı bir bankacılık sisteminin oluşturulması amacıyla başlatılan bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması süreci devam etmektedir.
Bu çerçevede; Bankacılık sektörü ekonomik ve siyasi dalgalanmalara karşı daha istikrarlı hale getirilmiştir. Krizden olumsuz yönde etkilenen şirketlerin mali kesime olan borçlarını ödeyebilmelerine imkan tanıyan mekanizmalara işlerlik kazandırılmıştır.
Finansal yeniden yapılandırma programı kapsamında Ağustos 2003 tarihi itibariyle 220 firmaya ait 5 milyar dolar tutarındaki borç yeniden yapılandırılmıştır. Alacaklı haklarının daha etkin bir şekilde korunmasına yönelik olarak İcra İflas Yasasında değişiklik yapılmıştır. Bankacılıkta mevduat garantisi uygulaması 5 Temmuz 2004 tarihinden itibaren belirli bir miktarla sınırlandırılacaktır.
Ayrıca, finansal hizmetlerde çeşitliliğin artırılması ve küçük girişimcilere finansman sağlamak amacıyla mikro finans sisteminin geliştirilmesi yönünde çalışmalar sürdürülmektedir.
Geri kalmış yörelerde yatırımı teşvik ettik.
Devlet doğrudan ekonomik faaliyetlerden çekilmeli ve rekabeti bozmayan, uluslararası normlara uygun bir şekilde özel kesim yatırımlarını desteklemelidir. Bu kapsamda, çeşitli devlet yardımlarına bütüncül bir yaklaşım ve disiplin getirecek olan Devlet Yardımları Çerçeve Kanunu ve Devlet Yardımları Koordinasyon Birimi oluşturulması Bakanlar Kurulumuzun gündemindedir.
Ekonomik gelişmenin belli bölgelerde yoğunlaşmasının getirdiği ekonomik ve siyasi sorunları ve bu sorunların sonuçta ülkenin büyüme potansiyeline olumsuz etkilerini hepimiz biliyoruz. Bu çerçevede, başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olmak üzere ekonomik açıdan Geri Kalmış yörelerde yatırımların teşvik edilmesi hususu Hükümetimizin üzerinde durduğu ve desteklediği öncelikli konular arasında yer almaktadır. Biz kalkınmayı bütün yurt sathına yaymak ve halkımızı büyük şehirlere yoğun bir şekilde göç etmekten kurtarmak istiyoruz.
Bu konudaki çalışmalar son aşamaya gelmiş ve Kanun Taslağı hazırlanmıştır. Kanun Taslağı, Hükümetimizce en kısa sürede Meclise gönderilecektir.
Söz konusu Kanun Taslağı ile kişi başına milli geliri 1500 doların altında kalan geri kalmış illerimizdeki ilave istihdama yönelik yatırımlara, sigorta primi işveren paylarının Hazinece karşılanması, çalışanlardan kesilen gelir vergilerinin ertelenmesi ve bedelsiz arazi veya arsa tahsisi gibi teşvik tedbirleri uygulanacaktır. Bu çerçevede geri kalmış bölgelerimizde hat safhaya varan işsizlik sorununa da çözüm getirilmesi sağlanacaktır.
Ayrıca, teşvik sisteminde genel geçer alanlar yerine her yörenin kendine özgü avantajlarına dayalı bir model oluşturma yönünde çalışmalar yürütüyoruz. Bölgesel gelişmenin motoru olacak şekilde yerinde proje fikri oluşturma ve proje geliştirme kapasitesi sağlamaya dönük olarak yeni kurumsal yapılar oluşturuyoruz. Bütün bu çalışmalar belli bir takvim içinde hayata geçirilecektir.
Verilecek teşviklerin dinamik iş dünyamız tarafından akılcı bir şekilde kullanılması ile hemen hemen bütün yörelerinde potansiyeli yüksek olan ülkemiz genel bir atılım da sağlayacaktır.
Yıllardan beri çözülemeyen
sorunlara el attık.
Bunlardan en önemlisi vergi barışı projesidir.Vergi barışı projesine hayata geçirilmiş, böylece hem önemli miktarda gelir elde edilmiş hem de mükellef ile vergi idaresi arasındaki ihtilaflar giderilmiş, yargı rahatlatılmıştır. Vergi barışı projesi ile 8 katrilyon liralık hazine alacağı yeniden yapılandırılmıştır. Bu yapılandırmadan 20003 yılında 2,5 katrilyon lira tahsil edilecektir.
SSK ve Bağ-Kur prim borçlarının yeniden yapılandırdık.
Bu yapılandırma sonucunda yaklaşık 800 bin kişinin 3,7 katrilyon liralık prim borcu sorunu çözüme kavuşturu
Date: 26 December 2006, Tuesday
Comments (0) | Add Comment
